29 Nisan 2024 Pazartesi

Dr Tansu KÜÇÜKÖNCÜ(*) - 100 Yıl Sonra Medreseler Mollalar Dönemine Geri Dönüş

Tesadüfen rastladığımız şu iki makalenin

1.      Akademinin Değersizleşmesi Üzerine

2.      Bırakın Sayılar Konuşsun!

bizde yarattığı ciddi endişeleri kendi konumuz (fizik-matematik) çerçevesinde örneklemeye çalışacağız:

Neye, kime gerek Newton veya Kuantum fiziği..?

Yaşasın her derde deva “okuma üfleme” bilim teknolojisi !:

Anayasa hukukçusu Kemal Gözler’in sitesindeki 2019 tarihli birkaç yazıda uzun uzun anlattığına göre bizim “Çıplak Kral Akademi”, ilahiyat (okuma üfleme bilim teknolojisi) işlerinde dünyaya nal toplatıyormuş, 100 yıllık Cumhuriyet’in de ruhuna Fatiha okutmak üzereymiş. Kemal Gözler 2010’da “akademinin yıkılışının başladığı yıldır, Hukuk’un sefil, İlahiyat’ın altın yılları, Türkiye’nin yolunu şaşırdığını gösteriyor”” diyor. Her ne olduysa aniden ilahiyat işlerinde bir ŞEYHler olmaya başlamış, (istatistikler Kasım 2019 itibariyle):

                                   2009’da            2019'da       % lik artış

Hukuk Fakültelerinin sayısı        22                   82                 272

Hukuk öğrencisi sayısı             22.000           100.000          355

Hukuk hocası sayısı                 1.280              3.200             150

İlahiyat Fakültelerinin sayısı       24                    98                310 

 

(1880-2009 arası 130 yılda açılan: 24 iken

2010-2019 arası 10 yılda açılan: 74) 

İlahiyat öğrenci sayısı               4.000            146.000      3.500

İlahiyat hocası sayısı                 1.120                4.150        270

2019 da Fıkıhçı (İslam hukukçusu) hoca sayısı: 410 (91 İlahiyat’ta) 

İlahiyatçı rektör sayısı: 2023’de 24 (devlette 22 (rektörlerin yaklaşık % 20 si) ; örnekler : Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi, Samsun Üniversitesi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Trabzon Üniversitesi, Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi : yeni kurulmuş. Özelde 2 : İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi (Diyanet vakfına ait), İstanbul İbn-i Haldun Üniversitesi (TÜRGEV’e ait)); 6 sı özel 98 İlahiyat Fakültesi var, çoğunda “ikinci öğretim” var (güya akşam, ama sabah başlar); bazılarında Arapça öğretim yapan kısım,  bazılarında ayrıca İngilizce öğretim yapan kısımlar da var.

“Her şey son 11 yılda olmuştur, İlahiyatlara giren öğrenci ve  alınan hoca sayıları akla hayale gelmeyecek bir biçimde artmıştır. Bu artış akla zarardır. Ülkemizde İlahiyatlar, akademik bir gerekçeyle izah edilemeyecek bir şekilde gelişmekte ve yayılmaktadırlar” (Kemal Gözler)

2012-2015 arasında 11’den az öğrencisi olduğu için öğrenci alımı durdurulan ve kapatılan bölümler:

          Matematik: 7            Fizik: 31             Kimya: 36            Biyoloji: 22

 

                                                      2002’de            2021'de            % lik artış

İmam Hatip Lisesi sayısı                         450                 1.700               280

(17 sinde 105 ülkeden öğrenci var)

İmam Hatip Lisesi Öğrenci sayısı           71.300            575.100              710

(İmam Hatip Lisesi mezun sayısı: 2 milyon)

İmam Hatip Ortaokulu sayısı                   800                  3.460              335

İmam Hatip Ortaokulu Öğrenci sayısı      132.000         715.000              445

1924’te Tevhid-i Tedrisat (Öğretimin Birleştirilmesi) Kanunu ile kapatıldıklarında medrese sayısı : 479. 2023’te “Medrese” (Kuran Kursu) Sayısı : 17.000 (yatılı çok ! ; öğrenci yaş aralığı : 4 ve yukarısı, üst sınır yok), “Medrese” Öğrencisi sayısı : 2.5 milyon. Medrese açmak için Diyanet izni gerekiyor, ama kaçak çok, dokunulmuyor. Medreseleri Diyanet’in denetlemesi gerekiyor, göstermelik denetlediği oran % 6 (çok kalabalıklaşan yaz kursları) ile 50 (yıl boyu kurslar) arasında. Medreselerin Diyanet müfredatını uygulaması gerekiyor, uygulamıyorlar. Medrese sahipleri: Diyanet (4.000), vakıf (350), dernek (3.300), şahıs (1.020), belediye (1.400), muhtarlık (2.300), gizlenen (4.000), kaçak (çok !). 2016’da Diyanet bşk Mehmet Görmezmedreselerin yeniden açılması lazım, bir kısmını Kuran kursu yaparak yasallaştırdık” dedi. Medrese sahibi tarikat ve cemaatler, Diyanet müfredatını uygulamıyor ve İlahiyat’a denk diploma vermek istiyor. Bu bilgiler Kemal Gözler’in çalışmalarından süzülerek alınmıştır.

Türkler 350 yıldır bilimsiz teknolojisiz güzellik uykusundayken dünyada Newton fiziğinin ardından Makinalar veya Sanayi çağı denen dönem, ardından da 1800’lerin ortasında Elektrik çağı başladı.  Sonrasında da 1905’te Einstein makaleleri ile Kuantum veya Atom çağı geldi. 1947’de transistörün icadı ile Elektronik çağı başladı, 1954’te ilk transistörlü bilgisayar ile bilgisayar çağı başladı. 1992’de internet çağına girildi. İnternetle birlikte Türklerde akademik sahtekarlıklarda, sahte dergilerde, sahte konferanslarda, sahte akademilerde, parayla tez yazmada, doçentlik ve sahte üniversite diploması satmada patlama başladı. WASET sahte konferanslarıyla dünyayı en çok dolandıran ve milyarder olan bir Türk aile türedi. İnternetten kısa süre sonra cep telefonu çağı başladı. Türklerde cep telefonu çalmada ve cep telefonu ile dolandırıcılıkta patlama başladı. 2022’de ChatGPT gibi milyarlarca dolarlık dev bilgisayar donanımı ve yazılımı paketleriyle Yapay Zeka çağı başladı. Dünya gider Mersin’e Türkler gider tersin ! Dünyaya inat Türklerde okuma üfleme bilim teknolojilerinde enflasyon başladı. Elektrik, elektronik ve bilgisayar bilim teknolojilerinde kıtlık yaşanan ülkedeki elektrik mühendisi, elektronik mühendisi ve bilgisayar mühendisi sayıları şöyle :

2022’de Mühendisler Odasına kayıtlı:

          Bilgisayar mühendisi sayısı : 7.050 (İlahiyat hocası sayısının 1.7 katı)

          Elektrik mühendisi, Elektronik mühendisi toplam sayısı : 66.000

Mühendis odalarının, tabip odalarının, avukat odalarının (baro) ve hatta Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmaya çalışıldığını da ekleyelim.

Yakın zamanda mühendislik dersleri görmemiş teknik öğretmenlere de (eski mezunlar dahil !) mühendis diploması verilmeye başlanmıştır. Normal mühendislik eğitimi gerektiren bazı projelerde meslek lisesi mezunlarına ve 2 yıllık meslek okul mezunlarına imza yetkisi verilmiştir (bkz depremlerde çöken onbinlerce bina). Ölmüş eşek fiyatına üniversite diploması kiralama son derecede yaygındır (bkz depremlerde çöken binalara sağlam raporu veren yapı denetimi firmaları). Bunların hepsi basında, medyada yazıldı,  konuşuldu ama değişen bir durum yok!

2023’te Türk Matematik Derneği (TMD) üye sayısı: 724 (matematiğin sefaleti !)

TMD, 2 yılda 1, 20 üyenin katılımıyla yeni başkanı ve yöneticileri seçer, yani, seçime katılanlar, kendi kendilerini yönetici seçer, kendileri çalar, kendileri oynar. Bir sonraki seçime kadar dernekçilik oynar.

Zıplaya zıplaya anormal artan tıp doktoru sayısı:     

          2019’da       2020’da       2021’de

          161.000      171.500       184.000

Hemen her gün bir doktor, hastalardan veya hastaların akrabalarında öldüresiye dayak yer. Ölümden dönen bazı doktorlar, doktorluğu bırakır.

2012-20 arasında çalışma izni verilen yabancı tıp doktoru ve diğer sağlıkçı sayısı: 19.000

2022’de:

işsiz meslek lisesi mezunu sayısı: 432.000

işsiz üniversite mezunu sayısı: 1.100.000

işsiz öğretmen sayısı : 480.000

Matematik doktora tezi sayısı:

          (1968-2009) 42 yılda: 961

          (1968-2023) 56 yılda: 2.877

(2010-2023) 14 yılda: 1.916; 14 yılda artış % 200

35 yılda İlahiyat doktora tezi sayısı, 56 yılda Matematik doktora tezi sayısının 1.5 katından fazla !

Fizik doktora tezi sayısı:

(1973-2009) 37 yılda: 1.108

(1973-2023) 51 yılda: 2.943

(2010-2023) 14 yılda: 1.835 ; 14 yılda artış % 170

35 yılda İlahiyat doktora tezi sayısı, 51 yılda Fizik doktora tezi sayısının 1.5 katından fazla !

Felsefe doktora (Dr) tezi sayıları:

                                              yıl                         Dr     

Felsefe ve din bilimleri     (1992-2019, 28 yıl)         864   

(İlahiyat)

Felsefe                           (1989-2019, 31 yıl)         422

       

28 yılda İlahiyatta Felsefe ve din bilimleri doktora tezi sayısı, 31 yılda normal Felsefe doktora tezi sayısının 2 katından fazla.

Bazı yabancı dil doktora (Dr) tezi ve yüksek lisans (YL) tezi sayıları:

                                                yıl                                 Dr                YL

Arap dili ve balagatı                   (1994-2019, 26 yıl)           97               473

(İlahiyat)

(mütercim tercümanlık)

Arap dili ve edebiyatı                 (1988-2019, 32 yıl)           35               114

Fransız dili ve edebiyatı             (1985-2019, 35 yıl)            18                 65

Alman dili ve edebiyatı              (1988-2019, 32 yıl)            33                 82

 

Hukuk doktora tezi sayısı (Kamu hukuku, özel hukuk): 2950

          (1987-2009) 23 yılda: 522

(1987-2019) 33 yılda: 1.210  ; 10 yılda (2010-2019) artış % 135

(2020-2023) 4 yılda: 820 ; 14 yılda (2010-2023) artış % 290

34 yılda İlahiyat doktora tezi sayısı, 37 yılda Hukuk doktora tezi sayısından 1.5 kat fazla !

 

Hukuk yüksek lisans tezi sayısı: 5.120

        (1985-2009) 25 yılda: 2.210

(1985-2019) 35 yılda: 5.370 ; 10 yılda (2010-2023) artış % 145

(2020-2023)  4 yılda: 2.910 ; 14 yılda (2010-2023) artış % 275

37 yılda İlahiyat yüksek tezi tezi sayısı, 39 yılda Hukuk yüksek tezi sayısının 2.25 katı !

İlahiyat doktora tezi sayısı (Felsefe ve din bilimler, İslam tarihi ve sanatları, Temel islam bilimleri: 4.570

(1989-2019) 31 yılda: 2.900

(1989-2009) 21 yılda: 1.120

(2010-2014)   5 yılda: 670

(2015-2019)   5 yılda: 1.010 ; 10 yılda (2010-2019) artış % 150

(2020-2023)   4 yılda: 1.670 ; 15 yılda (2010-2023) artış % 300

YÖK Tez Arşivindeki tüm doktora tezlerinin (56 yılda) % 3’ü İlahiyat doktora tezi (34 yılda), her 33 tezden 1’i. 34 yıldaki İlahiyat doktora tezlerinin sayısı, 56 yıldaki Matematik doktora tezlerinin ve 51 yıldaki Fizik doktora tezlerinin 1.5 katından fazla ! Yani, ülkenin her derde deva, en önemli konusu : ilahiyat ! Ne yana baksak, yerde gökte suda ilahiyat !

İlahiyat yüksek lisans tezi sayısı: 11.500

(1987-2009)   23 yılda: 4.150 

(2010-2014)    5 yılda: 2.400

(2015-2019)    5 yılda: 4.300 ; 10 yılda (2010-2019) artış % 165

         (2020-2023)    4 yılda: 6.250 ; 15 yılda (2010-2023) artış % 300

Cadı kazanının içinde “kaynayan kurbağa”yız hepimiz:

Bu değişiklikler bir günde olsaydı, biz bunlara ‘ihtilal’ derdik. Ama bunlar bir günde değil, on yılda adım adım gerçekleştirildiği için bugün bunlara ne isim vereceğimizi bilemiyoruz” diyor Kemal Gözler. 1800 lerden beri söylenen çok meşhur “keyifli keyifli kaynayan kurbağa deneyi” vardır. Kurbağalar yavaş yavaş kaynatıldıklarının farkında değillerdir, taa ki kaçamaz hale gelene dek. Hep birlikte kaynayan kocaman bir cadı kazanının içindeymişiz. Bunları Kemal Gözler’den başka anlatan yok, kendi sitesinde sesini duyurmaya çalışıyor, kaale alan yok, haber yapan yok, biz de tesadüfen rastladık ve öğrendik. Muhalefete göre üniversitelerde eskisi gibi rektör seçimi olmamasından başka sorun yok. Biz çoktan ölmüşüz de ağlayanımız yok !

Kurbağa teorisi: Bir kurbağayı kaynar suyun içine atarsanız tepki olarak kendini hemen dışarı atar. Ancak, aynı kurbağayı ılık suyun içine korkutmadan koyarsanız öylece kımıldamadan durur. Suyu yavaş yavaş ısıtırsanız sıcaklık yükselirken kurbağa hiçbir şey yapmaz tersine keyif de alır. Yükselen sıcaklıkta kurbağa gittikçe daha çok sersemleyecek, ta ki dışarı çıkacak hali kalmayıncaya kadar. Kaçmak için hiçbir engel kalmadığı halde dışarı kaçmaz ve haşlanıp pişer. Çünkü kurbağanın sinir sistemi ani değişikliklere programlanmıştır, yavaş değişimlere değil. Durumumuz aynen budur. Kültürel değişim, toplum mühendisliği gibi stratejik değişim programlarında yukarıdaki nedenden dolayı değişimi fark edemezsiniz çünkü değişim zamana yayılmıştır ve yavaş yavaş değişim işlenir sonucu mutlaka değişimdir. Kurbağanın kaderinden kaçmakta bizlerin ellerinde.”

İlahiyat, ilahiyatçı, Hukuk, hukukçu sayıları : Türkiye yolunu şaşırdı

Okuma üfleme bilim teknolojisinde çığır açan devrim mi oldu, yeni araştırma ve iş sahaları mı açıldı ? Nedir bu devrim ? Ne keşfedildi ? Nerede bu sahalar ? Nedendir bu ihtiyaç patlaması ? Neden özel üniversite kendi parasıyla değil de “güya laik” devlet vatandaş vergileriyle açıyor İlahiyatları ? Neden ilahiyat okumak isteyenler, kendi parasıyla ödemiyor üniversite masraflarını ?
 
Kemal Gözler, “İlahiyat ve Hukuktaki bu artış akla zarardır” diyor. “İlahiyat istatistiklerini Hukuk Fakültesi (kısaca Hukuk) ile karşılaştırmış. 

Fıkıhçıların (İslam hukukçusu), Hukukta doçent ve profesör olmasının önü 2019’da açılmış. Ayrıca 2018’de doçentlik için yabancı dil barajı, 65’ten 55’e indirilmiş ve doçentlik sınavında sözlü sınav aşaması da kaldırılmış. “İlahiyatçıların hukuk doçenti olmasının önünde artık tek bir engel dahi kalmamıştır”... Fıkıhçıların hukuk temel alanında doçentlik sınavı kazanma ihtimalleri de çok yüksektir… Önümüzdeki yıllarda İlahiyatçı onlarca ve belki de yüzlerce ‘hukuk doçenti’ görme ihtimalimiz var… Bu ülkede ’ilahiyat’ın elinin değdiği her alan sihirli bir şekilde gelişmektedir… Eğer Türkiye’de bir gün vergi mükelleflerinden üniversite öğretim üyelerine doğru yapılan gelir transferine son verilirse, muhtemelen mevcut Hukukların yarısı, İlahiyatların ise tamamına yakını kapanacaktır” diyor, Kemal Gözler.

 Özel sektörün veya hayırsever özel kişilerin vakıf müessesesi aracılığıyla hukuk fakültesi veya ilahiyat fakültesi kurmasında, kamu kaynaklarını kullanmadıkça, eleştirilebilir bir yan yoktur. Aynı şekilde vakıflar tarafından kurulmuş hukuk veya ilahiyat fakültelerinde çok sayıda öğretim elemanı istihdam edilmesinde de (bunların maaşlarını kamuya ödetmedikçe) eleştirilebilir bir şey yoktur. Keza vakıflar tarafından kurulmuş hukuk veya ilâhiyat fakültelerinde üniversite sınavına girip, bu fakülteleri kazanıp, burslu olarak veya ücretini ödeyerek çok sayıda öğrencinin öğrenim görmesi de eleştirilebilecek bir şey değildir. Eğer Türkiye’de son 9 yılda kurulan 68 adet ilahiyat fakültesi devlet tarafından değil, vakıflar tarafından kurulmuş olsa idi ve bunlar kendi yağlarıyla kavruluyor olsalardı, bunlara diyecek bir sözümüz olamazdı” diyor, Kemal Özler.

İlahiyatçı, Arapçacı ve Ziraatçı Hukuk hocaları; İşletmeci, Müzeci Tıp hocaları; Ziraatçı Bilgisayar Mühendisliği Profesörleri ve daha neler var neler…:

Geçmişte gerek hukuk alanında, gerekse başka alanlarda dava konusu olmuş akıllara durgunluk veren pek çok doçentlik hikayesi yaşanmıştır. Bir örnek: İktisadi ve Ticari İlimler Fakültesi İşletme Bölümünden mezun olan, yüksek lisansını sosyal bilimler enstitüsü müzecilik ana bilim dalında ve doktorasını da fen bilimleri enstitüsü biyoloji (nasıl ama!) ana bilim dalında yapan bir kişi, tıp doçentliğine (tam olarak sağlık bilimleri temel alanında mikrobiyoloji ana bilim dalının alt dalı olan mikoloji bilim dalı doçentliğine) başvurmuştur. Üniversitelerarası Kurul, “davacının lisans eğitiminin ve doktorasının tıp bilimi ile ilgili olmadığı bu nedenle mikoloji alanında doçentlik başvurusunda bulunamayacağı gerekçesiyle” başvurusunu reddetmiştir. Üniversitelerarası Kurulun ret kararına karşı açılan iptal davası sonunda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun önüne gelmiş ve bu Kurul, 27.1.2011 tarih ve E.2007/163, K.2011/5 sayılı kararıyla, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 24’üncü maddesinde doçentlik sınavına başvurulması için başvurulan alanda lisans ve doktora diplomasına sahip olma şartının aranmadığını gözlemlemiş ve Üniversitelerarası Kurulun kararının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir. Buna göre herhangi bir fakülteden mezun bir kişi ve keza herhangi bir alanda doktora yapmış bir kişi, hukuk temel alanında doçentlik sınavın başvurabilecek ve sınavda başarılı bulunursa ‘hukuk doçenti’ unvanını elde edebilecektir. Örneğin ilahiyat mezunu olan ve doktorasını da Arap dili ve belagati bilim dalında yapmış olan birinin hukuk temel alanında ceza hukuku doçentliğine başvurmasının önünde bir hukuki engel kalmamıştır. Aynı şekilde ziraat fakültesi mezunu olan ve doktorasını da kimya alanında yapmış olan biri de hukuk temel alanında doçentlik sınavına başvurabilecek ve örneğin ticaret hukuku doçenti olabilecektir. Türkiye’de hayatında hukuk fakültesine yolu düşmemiş birinin hukuk doçenti olması mümkündür. Eğer böyle bir kişinin başvurusu Üniversitelerarası Kurul tarafından hukukçu olmaması nedeniyle reddedilirse veya atanan jüri üyeleri tarafından sırf bu nedenle aday başarısız bulunursa, Üniversitelerarası Kurulun ret işlemi veya jürinin başarısız bulma işlemi, hukuka aykırı olacaktır ve adayın dava açması durumunda, bu işlemler idare mahkemesi tarafından iptal edilecektir. Hukuk bu adayın yanındadır. “Bunlar hukuka uygun, ama yanlış ve akıl dışı şeylerdir” diyor, Kemal Gözler

ODTÜ Matematik lisans, Çukurova Üniversitesi Ziraat mühendisliği Toprak bölümü yüksek lisans ve doktorası ile YÖK Ziraat mühendisliği Toprak doçenti ve bilgisayar mühendisliği profesörü (nasıl ama!) olan örnek için bkz Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi.

Doktora-kondu ve Profesör-kondu İlahiyatçılar:

Kemal Gözler: “Şu an Türkiye’de fıkıh tartışmalarında gündemi belirleyen isimler, çoğunluğu itibariyle, hukuk bilgisinden ve kültüründen mahrum ve yine çoğunluğu itibariyle Arapçadan başka bir yabancı dil bilmeyen yaşlı kişilerdir. Yine bu isimler, çoğunluğu itibariyle, hukuk veya ilahiyat fakültesi değil, yüksek İslam enstitüsü (3 yıllık) mezunudurlar. Bilindiği gibi İslam enstitüleri bilim adamı yetiştirmek için değil, ortaokullara din dersi öğretmeni yetiştirmek için kurulmuş Milli Eğitim Bakanlığına bağlı birer yüksek okuldu. Birer üniversite değillerdi ve keza bunlarda doktora eğitimi de yoktu. Buralarda ders vermek için doktora yapmış olmak şartı da bulunmuyordu. 1978’den sonra alınan asistanların 3 yıl süreyle bir ‘tez’ hazırlamaları öngörüldü. 12 Eylül döneminde 1982’de KHK ile Yüksek İslam Enstitüleri ilahiyat fakültelerine dönüştürülerek üniversitelere bağlandı. Ne var ki burada görev yapan öğretim elemanlarının ‘tezleri’ veya diğer kitapları birer ‘doktora tezi’ değildi ve bu öğretim elemanları da - bir üniversitede doktora yapmış olan pek azı dışında - ‘doktor’ unvanına sahip değillerdi. Üniversitelerarası Kurul, 1983’te İslam Enstitülerindeki öğretim elemanlarına daha önce “hazırlamış bulundukları bir çalışma ile doktor unvan ve yetkisini almak üzere üniversite rektörlüklerine başvurma” hakkı tanıdı ve doktora unvanına sahip olmayan öğretim elemanları, üniversite rektörlüklerine başvurdular. Bu amaçla üniversitelerce jüriler oluşturuldu ve bu jürilerce başarılı bulunanlara ‘doktor unvan ve yetkisi’ verildi” diyor.

Türkiye bir de Amerika (ABD) gibi laik olmasaydı hali ne olurdu acep !

Anayasasında laik yazmayan, “devletin resmi dini yoktur” yazan, çoğunluğu Hıristiyan olan, dünyanın en zengini A.B.D.’de devlete ait üniversitelerde İlahiyat (Divinity) yok, az sayıda özel üniversitede var, devlete ait Papaz ve Rahibe okulları da yok, devletin maaş ödediği milyonlarca papazlar ve rahibeler de yok. 

Kemal Gözler: “Eğer Türkiye’de son 9 yılda kurulan 68 adet ilahiyat fakültesi devlet tarafından değil, vakıflar tarafından kurulmuş olsaydı ve bunlar kendi yağlarıyla kavruluyor olsalardı, bunlara diyecek bir sözümüz olamazdı” diyor. 

Anayasasında laik yazan bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı (kısaca Diyanet) bulunması ve 212.000 imama devletin maaş ödemesi normal değil, dünyada tek örnek; devlete ait binlerce İmam Hatip okulu bulunması, 2 milyon mezununun olması normal değil, dünyada tek örnek; devlete ait üniversitelerde İlahiyat olması normal değil, dünyada tek örnek. 1924’te Halifelik yerine kurulan Diyanet’in 2023 bütçesi 50 milyar TL (bugünkü kur ile 1.7 milyar dolar), 1963’te kurulan TÜBİTAK’ın bütçesinin 1.7 katı (YA : ben üniversiteyi İTÜ İnşaat Mühendisliği ve ODTÜ Fizik’te ilk TÜBİTAK Bilim Adamı Yetiştirme bursiyerlilerinden birisi olarak okudum. Karşılıksız TÜBİTAK bursu, ayda 500 TL = $50 USD), İstanbul Gümüşsuyu ve Ankara Küçükesat’ta ev kirası ödememize ve annem ve kardeşimle geçinmemize yetiyordu. Amerikaya gidiş uçak biletimi cebinden o an çıkarttığı para ile veren Erdal İnönü yü tekrar minnetle anıyorum. Kur 1$ = 12 TL idi).

İlahiyatlar ve ilahiyatçılar neyine yetmez Türkiye’nin…!

350 yıllık bilim teknoloji uykusundan bir sabah İslam Hukuku ile uyanmaya ve aydınlanmaya herşey hazır:

Kemal Gözler, “Eğer yakın gelecekte bir gün Türkiye’de Batı hukukunun İslam hukuku ile değiştirileceği günleri göreceksek, o günlere geçmişte olmadığı ölçüde yakınız” diyor.

İlahiyatlar, birer ‘fakülte’ değil, birer ‘alternatif üniversitedirler, (Osmanlı’nın medreselerine denktir). Bunların içinde sosyal bilimlerin aklınıza gelen her alanıyla ilgili bölümler, anabilim dalları ve bilim dalları vardır…, İlahiyatların ‘islam hukuku (fıkıh)’ anabilim dalları da normal hukuk fakültelerine alternatif birer ‘hukuk fakültesi dir…, Bunlar, yakın gelecekte normal üniversite ile tamamen veya kısmen yer değiştirecek, onun yerini alacak ikinci tür bir üniversitedir. Bu yazdıklarım bilim-kurgu değildir! Türkiye’de nasıl orta öğretimde normal liseler büyük ölçüde imam hatip liseleriyle değiştirilmiş ise, yakın gelecekte normal üniversiteler de kısmen veya tamamen ‘ilahiyat üniversiteleri’ ile değiştirilebilir” diyor, Kemal Gözler.

 410 adet İslam hukuku (fıkıh) öğretim elemanının bulunmasının hiçbir gereği yoktur. İslam hukuku Türkiye’de yürürlükte olan bir hukuk değildir. Yürürlükteki hukukumuzun kaynağı da değildir. 7 yılda İslam hukuku öğretim elemanı sayısının 4 kat artması acayip anormaldir. Bu kadar yüksek sayıda İslam hukuku öğretim elemanının istihdam edilmesinin sebebi akademik değildir, siyasal bir projedir. Eğer bir gün yürürlükteki hukuk, İslam hukuku ile değiştirilirse İslam hukuku eğitimini verecek öğretim üyesi kadrosu şimdiden hazırdır. 410 öğretim elemanı bunun için fazlasıyla yeterlidir” diyor, Kemal Gözler.

 “Görünen o ki, “Büyük Yer Değiştirme” de sadece Hukuklar değil, iktisadi ve idari bilimler fakülteleri (en son haber son üniversitem Boğaziçinden), edebiyat fakülteleri, eğitim fakülteleri başta olmak üzere sosyal bilimler alanındaki bütün fakülteler, İlahiyatlar ile değiştirilebilecektir. Bugün İlahiyatlarda sanıldığının aksine sadece din ile ilgili değil, hukuk ile, iktisat ile, tarih ile, felsefe ile, mantık ile, sosyoloji ile, psikoloji ile, sanat tarihi ile, güzel sanatlar ile, musiki ile, eğitim bilimi ile ilgili pek çok bölüm, anabilim dalı ve bilim dalı olduğunu görüyoruz. Bunların pek çoğunda yüksek sayıda öğretim elemanı vardır. İktisadi ve idari bilimler fakülteleri, edebiyat vb. fakültelerde yukarıda saydığım bu bölümlerin öğretim üyeleri yakında İlahiyat öğretim üyeleri ile değiştirilebilir. Belki de değiştirilmeye başlanmış bile olabilir” diyor,  Kemal Gözler.

Türk usulü alaturka İslam hukuku:

Kemal Gözler, “Herhalde ilâhiyat fakültesinden çıkan “İslâm hukukçusu” yeryüzünde sadece Türkiye’de vardır. Önce hukukçularınızı ilâhiyat fakültesinde değil, Mısır’da, Ürdün’de, Suriye’de, Irak’ta, İran’da olduğu gibi hukuk fakültesinde yetiştirin ve ondan sonra bu hukukçulara “İslâm hukuku”nu emanet edin, bu “Türk usûlü” veya diğer bir ifadeyle “alaturka İslâm hukuku”, yukarıda bahsettiğimiz kendinden menkul İslâm hukukçuları ve ilâhiyatçıların egemen olduğu bir ortamda, biraz onların katkısıyla, biraz da halkımızın hayal gücüyle üretilmiştir. Neticede İslâm hukuku, bir hukuk olmaktan çıkmış, dinselleşmiştir. Oysa hukuk başka, din başkadır. İslâm hukuku başka, İslâm dini başkadır. Türkiye’de din ile ilgisi olmayan, saf hukukî kavram, kurum ve işlemler, dine gönderme yaparak açıklanmakta ve tartışılmaktadır. Böyle bir tartışmanın İslâm hukukuna da, İslâm dinine de verdiği büyük zararlar vardır. Bu şekilde Türkiye’de İslâm hukuku saf hukukî özünden saptırılmıştır” diyor, Kemal Gözler.

Ahlak ve dürüstlük kavramları ile arası bozuk Türk toplumu:

Kemal Gözler, “Hukuka uymak bakımından önemli olan bireylerin Müslüman olmaları değil, ahlâklı ve dürüst olmalarıdır. Türk toplumunun yüzde 99’unun Müslüman olduğu söyleniyor. Ne var ki onların Müslüman olması onların suç işlemesini önlemiyor. Yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye gerek suç işleme oranlarında, gerek dava sayısında gerekse hapishanelerdeki tutuklu ve mahkûm sayısı bakımından Avrupa Konseyi üye ülkeleri arasında en önde gelen ülkelerden biri”. 

Devamla, “Türkiye’de çok güçlü bir din söylemine rağmen, ahlâkî vasıfların pek de yüksek olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle de Türkiye’de hukuka kendiliğinden uyma oranı düşüktür. Keza aynı sebepten dolayı hukukun etkili bir şekilde uygulanması da fevkâlâde zordur. Bu zorluk lâik hukuk için geçerli olduğu gibi İslâm hukuku için de geçerlidir” diyor, Kemal Gözler.

Padişah yetkili rektörler ve Medreseleşen Üniversiteler, Mollalaşan Akademisyenler:

Edirne Trakya Üniversitesi eski rektörü bevliyeci cerrah Osman İnci’nin 2021 deki kitabı:

 


Osman İnci, Kasım 2023’teki bir yazısında “Rektör yetkilerini belirleyen 2547 sayılı YÖK yasası 13. madde, rektörü padişah yetkileri ile donatmıştır”,... “Kıta Avrupası’nda rektörün görev süresi kısa ve yetkileri sınırlıdır”,... “Türkiye bilim tarihimizde üniversiteler, akademik özerklik, özgürlük, etik ve liyakat açısından ciddi olumsuzluklarla anılmaktadır. Bilimsel yayınlarda etik dışılık saptananlar, yargı kararı ile süreli meslekten men cezası alanlar, uluslararası dergide yayını olmayanlar ve hatta YÖK disiplin kurulunca görevden alınmasına karar verilen ancak zaman aşımı nedeniyle cezası uygulanamayan bir rektör göreve devam etmiştir. Böyle bir durumda akademik etikten söz edilebilir mi ? Nepotizm (kayırmacılık, akraba ve yandaş kayırmacılığı) sınır tanımıyor. Üniversiteler aile şirketlerine dönüştü, siyasallaşan bilim tüm değerlerin önüne geçti. Özgür düşünceyi savunanlar ise muktedirlerce hırpalandı, hakaretlere uğradılar, hatta hapsedildiler ve bir çoğu ülkeyi terketti” diyor.

 İlahiyatlarda bilimsel zihniyet zayıflatılmış, akıl geriye itilmiştir” diyen ilahiyatçı:

 İlahiyatçı Sönmez Kutlu, 2009 daki İlahiyatlarda gözlediği değişiklikleri anlattığı “İLAHİYATLARIN VE PROGRAMLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI” yazısında:  “Son dönemde yapılan program değişikliklerinde, ilahiyat eğitim ve öğretiminde bilimsel zihniyet zayıflatılmış, dini bilgi üretiminde akıl ve vahiy işbirliği görmezden gelinmiş, onun yerine duygular ve toplumsal heyecanı öne çıkaran, dini bilgiyi Kur’an ve Sünnetle sınırlandıran, felsefî bilimleri ve din bilimlerini (hikmeti) zayıf düşüren, Temel İslam Bilimlerine (Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kelam) ağırlık veren bir yaklaşım benimsenmiştir. Yeni programda, hüküm ve gelenek, hikmet ve akla öncelenerek, ilahiyat eğitimi geçmişte üretilen dini bilginin aktarımına dönüştürülmüştür. Bu durum programda yer alan derslerin saatlerine kadar yansımakla kalmamış, hüküm derslerinin arkasına “Tarihi” konularak geleneğin arkeolojisi yapılmaya yönelmiştir. İkinci önemli bir husus, ilahiyat öğretimi, yüksek diniyat mütehassısı, bilim adamı ve mütefekkir yetiştirmek yerine Diyanet İşleri Başkanlığının ve Milli Eğitim Bakanlığının mesleğe yönelik ihtiyaçları doğrultusunda diyanet teknisyeni ve meslek öğretmeni (mütefennin) yetiştirmeye yönelmiştir (NOT:-1 Diyanet bşk Ali Erbaş (12 Aralık 2023) : “İlahiyat ve İslami ilimler programları, Diyanet ve MEB ihtiyaçlarına göre güncellenmeli”). Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığının ilahiyatla program hazırlama konusundaki işbirliği (NOT-2: Diyanet-İlahiyat-MEB İstişare Heyeti, MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, İlahiyatlar ve İslami ilimler dekanlar konseyi), program yapmak veya önermek değil, her kurumun kendi mesleğinin yeterliliklerini belirleyerek ilahiyat fakültelerinden bu yeterliliklere sahip mezunlar yetiştirecek programlar yapmasını istemesi şeklinde olabilir. Hiçbir dönemde ilahiyat fakülteleri paydaşı durumunda olan bir kurumun bu kadar emri altına girmemiştir (bkz NOT-2). Gelenekçi zihniyet burada kendini göstermektedir. İlahiyat fakülteleri, ilmi müesseseler olarak kalmalı ve meslekî eğitim yaptıran bir fakülteye dönüşmemelidir. İlahiyat öğretimi, heyecanlı, duygusal, dindar ve mütedeyyin yetiştirmeyi amaç edinmez, bunun yerine klasik kaynaklardan hareketle bilimsel verilere dayalı doğru ve tutarlı dini bilgi üreten, araştırma ve sorgulamayı sanat haline getiren, başkalarının fikirlerine tahammül edebilen, söyleneni anlayabilen, en küçük ayrıntıları dikkate alan tecessüs ruhlu, yaşanan hadiselerle ilgili medeni bir şekilde olumlu ve olumsuz görüş bildirebilen, görüşlerinin eleştirilmesine katlanabilen, kendini ifade edebilen özgüven sahibi ve bedii zevkleri olan, sanat ruhlu kimseler yetiştirmektir. …. Son değişikliklerde merkeziyetçi bir yaklaşım öne çıkmış, ilahiyatların her birine kendi ihtiyaçlarına göre kendi programlarını hazırlama ve uygulama imkanı verilmedi (bkz NOT-2). Üniversitelere ve fakültelere gerekli özerklik verilmedikçe, ne yüksek öğretimde ne de ilahiyat öğretiminde yeniden yapılanmadan söz edilebilir. Eğitim-öğretim ve özellikle din eğitimi ve öğretimi, sık sık değişen ve sil baştan yapılandırılan ya da kurgulanan günübirlik bir konu değildir; bu sebeple güncel ve ideolojik siyasi projelerin bir parçası olarak değil, siyaset üstü  ve uzun vadeli politikalar gerektiren hassas ve hayatî bir konudur. Yüksek din eğitim ve öğretimini yapılandırmadan önce, tarihsel din eğitimi ve öğretimi tecrübemizin güçlü ve zayıf noktalarının belirlenmesi, din eğitimi ve öğretimi konusunda toplumsal ihtiyaç analizlerinin yapılması, bu ihtiyaç analizlerine göre din eğitimi ve öğretimi ile ilgili mesleklerin tadadının yapılması, yüksek din eğitim ve öğretimi alanında bilim dünyasında geliştirilen yöntem ve yaklaşımların bilinmesi büyük önem arz etmektedir. Yapılandırma, geçmişte uygulanan ilahiyat fakülteleri, yüksek İslam enstitüleri ve İslami ilimler akademisi programlarını masaya koyarak, onlarda yer alan derslerin saatleri üzerinde matematiksel olarak oynamak ve belli bir sayıyı tutturmakla veya Bologna sürecine uydurma iddiasıyla sadece programlar üzerinden gerçekleştirilemez. Şu noktanın altını çizmekte yarar görüyorum: İlahiyat meslek elemanı yetiştiren bir kurum değildir. Bu kurum düşünen insanların dini bütün yönleriyle tartışabildikleri bir kurum olmalıdır. İlahiyat fakültelerini doğuş dönemindeki kimliğine, yani yeni araştırma alanları keşfetmeye çalışan, sorgulamayı esas alan, tarihsel eleştiriye ve öz eleştiriye önem veren yüksek diniyat mütehassısı yetiştiren bir kurum olma kimliğine yeniden kavuşturmalıyız” diyor.

Biz “kurbağaları kaynatan” okumalı üflemeli alavereli dalavereli bilim teknoloji cadı kazanı; Türklerin bilim sahtekarlıklarında dünyaya nal toplatması: 

Bunları anlatan yok denecek kadar az, onlar da acayip saldırı altında, kaale alan yok, haber yapan yok. Sorsan, herkes biliyor, ama susuyor. Böyle olunca en berbat akademik sahtekarlıkları bile çok rahat örtbas ediyorlar. Manzarayı özetlemeye çalıştım. Kemal Gözler, kitaplarından çalarak doçent ve profesör olan hukukçuları anlatan 2.000 sayfadan fazla 3 cilt kitap yazdı, ona da çok saldırdılar.

Zihniyet farkı:

En çarpıcı örnek: Akademik sahtekarlık. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Türkiye farkı. Sorsan, herkes biliyor, ama susuyor. 87 hileli makaleli Türk örneği anlatanlar oldu. 5 uydurma makaleli Amerikalı örneği anlatan çok oldu.  

Türklerin 350 Yıllık Bilim Teknoloji Uykusu: 

Osmanlı’nın Newton’dan 200 yıl habersiz olduğu bir gerçek. “Bilimi Türkler icat etti, Batı bizden öğrendi” diyenler ve böyle haberler yapanlar da var. “Nuh peygamber, gemisindeyken karadaki oğullarıyla cep telefonu ile konuşurdu, cep telefonu 3.000 yıl öncesinin icadı” diye kitaplar yazan, televizyonlarda bunu saatlerce anlatan doktoralı İTÜ gemicilik hocası da var. Fıkra gibi…

Bilimci ve Üniversite Sıralamaları Kandırmacası: 

Bunları anlatan da yok denecek kadar az, kaale alan yok, haber yapan yok. Sorsan, herkes biliyor, ama susuyor. Kandırmaca haberleri yapan ise çok. Açın bakın, her üniversitenin internet ana sayfasında böyle kandırmaca haberleri var: “bilmem hangi listede, en birinci üniversiteyiz, bilimcilerimiz listelerde rekordan rekora koşuyor”, (elbette tek tük istisnalar var). 

Göçmen istilası, göçmen tıp doktoru istilası… Ve hatta Aralık 2021 ile Haziran 2023 arasında ekonomik krizde uygulanan, “Türkiye ekonomi modeli” ve “dünya ekonomiyi bizden öğrenecek” denen ve krizi daha da kötüleştiren uygulamalar.

Üniversitelerde esen Said-i Nursi fırtınası:

Türkiye Said-i Nursi İslami İlimler Akademisi, yüksek nurlu bilim ve etik anlayışı ile 87 hileli makaleli insafsız uçan hocayı ödüllendirip profesör yapan Said-i Nursi hayranı rektör. Sorsan, herkes biliyor, ama susuyor. 2012’de seçilen üyelerden Temmuz 2016 darbesinden sonra KHK ile üniversitelerden ve sessiz sedasız TÜBA’dan atılan üye sayısı, 85 (% 50), olduğunu ne TÜBA açıkladı ne de başkası merak edip eşeledi ve haber yaptı.

Kemal Gözler’in anlattığı İlahiyat, ilahiyat hocası, ilahiyatçı enflasyonu, İslam hukukçusu enflasyonu, Hukuk, hukuk hocası, hukukçu enflasyonuna paralel olarak üniversite enflasyonu, üniversite öğrencisi enflasyonu, yabancı üniversite öğrencisi enflasyonu gözler önünde. Sorsan, herkes biliyor, ama susuyor.

Kaynayan kurbağa”lar cıyaklayın..! Hala sesiniz çıkabiliyorken

Avazınız çıktığı kadar ciyaklayın !:

Bunların hepsini (soy ismine layık) Kemal Gözler sayesinde bir arada ilk kez gözlüyoruz. Bir şeyin parçalarını görmek, o şeyin ne olduğunu anlamaya bazen yetmez. Puzzle (bulmaca) gibi parçaları birleştirmek ve tüm resmi görmek gerekir. Sorsan, herkes herşeyi biliyor, herkes herşeyi görüyor, ama susuyor. Demek ki herkes bildiklerinden, gördüklerinden memnun. Bunları yazmak için başına oturana dek, parçaları kafamda birleştiremiyordum, canlandıramıyordum, resmi çok net göremiyordum. Kemal Gözler in yazılarını okurken manzara belirginleşti, netleşti. Görmek istemeyen körlerden, işitmek istemeyen sağırlardan değilseniz, siz de parçaların birleşmiş halini kafanızda canlandırabileceksiniz. Manzara şu: Osmanlı’daki gibi bir daha onarılamayacak bir tahribatı, içinde sürüklenerek yaşıyoruz. Dışarıdan bakarak göremediğimiz için neyin içinde ve nereye, nasıl sürüklendiğimizi farketmek çok zor. Osmanlı ile aradaki fark şu: Osmanlı “yokluk” dönemiydi, “herşeyin alası bizde var, alasını biz biliriz, biz yaparız” diyecek halleri yoktu, acizliklerini kabul ediyorlardı. Bugün “varlık” dönemindeyiz, “herşeyin alası bizde var, alasını biz biliriz, biz yaparız”  kandırmacası dönemi. Var dedikleri her şey ya aslında hiç yok ya da çürük çarık. Herşeyi çürüttükleri için kanserli hücre gibi çürüklerden kurtulmadan iyileşme şansı yok! Bir kasa taze domates, bir kasa çürük domatesi tazeleştiremiyor. Bir çürük domates, bir kasa taze domatesi çürütüyor. Onlar değil, dünya aciz. Onlara aciz diyen en hain. Onları eleştirmek, kimin ne haddine..! Bu tahribat ve sürüklenme öylesine rastgele değil, gayet planlı ve organize. Bir hedefi var. Onu da kendiniz tahmin edin artık, ama hayal gücünüzü biraz geniş tutun lütfen, ilk aklınıza gelenden daha karmaşık bir hedef. O hedefe giden yolda herşey mübah. Herşeyi tahrip ediyorlar. Yapılanları “cahil cehaleti, nasılsa bir gün bu yanlıştan dönerler” diyerek kendinizi kandırmanın  ve geçiştirmenin bedeli “atı alan Üsküdarı geçmiş” olacak ve artık dönüşü olmayacaktır..! Artık eskisinden çok daha boğucu bambaşka bir ülkedeyiz. Tahrip edenler ve hepimizi sürükleyenler başkaları olsa da bundan hoşnut değilseniz, önce kendinize kızın. Her şey gözünüzün önünde olurken izleyip sustuğunuz için Nasrettin hocanın “hırsızın hiç mi kabahati yok” hikayesindeki gibi sizin de kabahatiniz. “Kaynayan kurbağa” olduğunu farkedenlerinize bir çağrı yapalım: “kaynayan kurbağa” olmak hoşunuza gidiyorsa keyfini çıkarmaya devam edin, “kaynayan kurbağa” olmak hoşunuza gitmiyorsa susmayı bırakıp ciyaklamanızın tam zamanı. Konuşmanız yetmez, konuşarak dert anlatabileceğiniz lüks zamanlar geride kaldı, zamanınızı boşa harcadınız, ciyaklayarak dert anlatabilmek için de çok zamanınız kalmadı, son şanslarınız. “Kaynayan kurbağa”ların hep birlikte içinde kaynadığı cadı kazanının suyu, farkında olmasanız da, çok ısındı. “Kaynamış pişmiş kurbağa”ların konuşacak hali olmaz, ciyaklayacak hali hiç olmaz. YA : “Dost acı söyler..!

Başı da kuyruğu da gövdesi de kılçığı da kokmuş balık anlatırken, az laf ile çok detay vermemiz gerekti. Bazı cümlelerimiz imalı veya zor anlaşılır ise affola..!

*

 (*) Dr Tansu KÜÇÜKÖNCÜ : ODTÜlü. 2001 başından beri “elverişli eko sisteme yerleşen bakteri kolonisi benzeri hızla çoğalan zehirli sarmaşık gibi ülkemiz üniversitelerini kuşatarak boğan, çürüten, kokan, ve çökerten” ve “danışmanından rektörüne ve YÖK’üne kadar, doktora diploması satmayı en doğal hakları olarak gören” “akademik sahtekarlık gelenekçileri”ne karşı insan hakları mücadelesi vermektedir.

 *

NOT. Bu yazı, ODTÜlü ve Boğaziçi Üniversitesi’nden emekli fizikçi matematikçi Prof. Dr. Yılmaz AKYILDIZ (YA) ile birlikte aylarca uğraşarak yazılmıştır. Katkılarından dolayı teşekkür ederiz.